II. Meşrutiyet ve Filistin

Sultan II. Abdülhamid Han döneminde siyonist organizasyonlarının Osmanlı bürokrasisiyle girdikleri tüm diplomatik ilişkiler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu diplomatik ilişkilerin tıkanmasının sebebi Siyonistlerin istekleriyle Osmanlı’nın egemenlik anlayışının çatışmasıydı. Theodor Herzl’in ölümü ve Abdülhamit’in tahttan indirilmesi ve İttihatçıların iktidara geçmesiyle yeni bir boyut kazanan ilişkiler hız kazanarak devam etti. Yahudiler, istediklerini rahatça elde etme imkânı buldular.

İttihat ve Terakki Partisi’nin iktidara gelmesi, Siyonizm için tam bir fırsat dönemi oldu. Yahudi ileri gelenleri, istediklerini daha rahat gerçekleştirebilmeleri için, İttihatçılar tarafından devlet yönetiminin en stratejik noktalarına atandılar. İttihat Terakki iktidarı içinde çeşitli kademelerde görev alan Yahudiler, Abdülhamit’in tahttan indirildiği 1908 darbesinin üzerinden daha üç ay geçmişken Filistin konusundaki isteklerini hemen dile getirdiler. II. Abdülhamit zamanında Filistin’e Yahudiler için konulan göç yasağının kaldırılmasını isteyen Siyonistler, bunun için İttihatçıların ileri gelenlerini kullandılar.
Bu amaçla, Ruso, Masliyah, Ahmet Rıza, Enver, Talat ve Nazım Beylerle görüştüler. İttihat ve Terakki’nin önde gelenleri olan bu kişiler, Filistin’e Musevi göçünün yararlı olacağı kanısındaydılar. (23)
Hahambaşı, Meclis Başkanlığına seçilen Ahmet Rıza Bey’i tebrik için gittiği ziyarette göç ve toprak satın alma konusunu açtı. Meclis Başkanı teklifi kabul etti. Hahambaşı, Sadrazam’a da aynı şekilde bir nezaket ziyaretinde bulundu. Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa da, yerleşim merkezi kurmak isteyen Yahudi göçmenlerine karşı çıkılmayacağını söyledi. İttihat ve Terakki liderlerinin Siyonistlerin bu tekliflerini kabul etmesindeki asıl neden, kimi Yahudilerin bu parti üzerindeki kuvvetli nüfuzuydu. Siyonistler bu kararların alınması için, kendilerini, Osmanlı’nın yeniden güçlenmesi için iyi niyetle hareket eden kişiler gibi göstermişlerdi. Göçle gelen zengin Yahudiler sözde mal varlıklarını yeni devletleri için kullanacaklar, böylece bütün azınlıkların Osmanlı ruhu altında barış içinde yaşayabileceklerini ispatlayacaklardı. Ancak bu, Filistin’i Osmanlı’dan kopararak tamamen bağımsız bir devlet kurmayı hedefleyen komplonun bir adımından başka bir şey değildi.
İttihat ve Terakki’nin iktidara gelişinden kısa bir süre sonra Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi, Girit’in Yunanistan’a bağlandığını açıklaması, Avusturya-Macaristan hükümetinin Bosna-Hersek’i alması ve imparatorlukta bulunan diğer etnik grupların imtiyaz talepleri İttihatçıların şimdiye kadar savunduğu Meşrutiyet fikrinin Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülmesini hızlandıracak bir etken olduğu anlaşıldı.(24) Türk olmayan Müslümanların da kurduğu örgütler vasıtasıyla hükümetten ayrıcalık istemeleri aslında yönetici sınıfı olan Türklerin hamisiz kaldığını ve bunun için de İttihat-Terakki Cemiyeti’nin Türklüğün korunup yükseltilmesi görevini yüklenecek ve bundan sonra da kendilerini Türkçülüğün teşkilatı olarak göreceklerdi. Türkçülük ve Meşrutiyetçiliği uzlaştırarak imparatorluktaki etnik grupları Osmanlılığa ısındırmaya çalıştılar. Ve daha merkeziyetçi ve otoriter bir yönetim haline geldiler. Yönetim içindeki böyle bir değişim Siyonizm’e bakış açılarını önemli ölçüde etkilemiştir.(25)
Özellikle Hareket Komitesi’nin liderlerinden Jacobus H.Kann’ın 1907’de Filistin’e yaptığı gezideki izlenimlerini kitap haline getirdi. İsrail Vatanı adlı bu kitap 1909’da Almanca ve Fransızcaya çevrildi. Kann bu eserinde Padişahın egemenliği altındaki Filistin’de özerk bir Yahudi devleti istediğini açıklar. Vergi toplamaktan savunmasına kadar Filistin’in tüm işlerini Osmanlı hükümeti Siyonist yönetime devredecektir. Kurulacak özerk Yahudi devletinin sınırlarını da çizmiştir. İttihatçılar bu hareketin imparatorluğun geleceği açısından tehlikeli olduğuna karar vermişlerdir ve Filistin’e Musevi göçlerini engellemek için kararlar almışlardır. Ve bu kısa sürede Musevilere vermiş oldukları bütün hakları kaldırmışlardır. Özellikle arazi satımı konusunda radikal kararlar alarak Siyonistlerin arazi satın almalarını engellemişlerdir. Filistin’de Yahudilere vize sınırlaması getirmişlerdir.2.Abdülhamit politikalarına dönerek bölgedeki Müslüman nüfusu arttırma gayreti içine girmişlerdir.(26)
İttihatçıların vermiş oldukları bu kararlar İngiliz hükümetini tedirgin etmeye başladı.19.yüzyıldan beri İngiltere‘nin geleneksel stratejisi Hint sömürgesine ulaşma yollarını denetim altına almaktı. Filistin, Hindistan’a giden karayolu üzerinde bulunduğu için Londra, Filistin’de kendi himayesi altında kurulacak bir devletin İngiliz menfaatlerinin gereği olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden bu bölgedeki etkinliğini artırmıştır. Birinci Dünya savaşının arifesinde artık İngiltere Yahudilerin hamiliğine soyunmuş oldu. Bundan sonra Ortadoğu Avrupa devletlerinin, Osmanlı’nın, Rusya’nın ve Siyonistlerin mücadele alanı haline geldi.1.Dünya Savaşı’ndan sonra da Ortadoğu haritasının tamamen değişmesi ve güç dengelerinin Osmanlı aleyhine sonuçlanacak ve ortaya çıkan problemler günümüze kadar artarak devam ede gelecektir.

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: